• info7485880

Gökçen KORAY


1977 yılında Bulgaristan’dan Türkiye’ye gelen Gökçen Koray o yıldan beri Türkiye koro müziğinin en tanınmış isimlerinden. Türkiye’ye geldiği yıl olan 1977’den 2013 yılına kadar İstanbul Devlet Operası Koro Şefliği görevini yürüten Koray, bunun yanı sıra kariyeri boyunca TRT İstanbul Gençlik Korosu, Devlet Senfoni Orkestrası Çocuk Korosu gibi birçok koro kurdu ve pek çoğunun şefliğini yaptı. Koray şu anda Borusan Filarmoni Korosu ve İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası Korosu’nu çalıştırmaya devam ediyor. Türkiye’nin ilk kadın koro şefi Gökçen Koray ile müzik hayatı, Türkiye’de koro müziği, şeflik ve ses tekniği üzerine bir sohbet gerçekleştirdik.


Koro müziğini nasıl keşfettiniz? Ben 2. Dünya Savaşı sonrası çocuğuyum. Savaşın getirdiklerinden biri de savaş sonrası oluşan yenilenme isteğiydi. Bu yenilenmede yeni koro ekolleri kuruldu. Bulgaristan’da her şehirde ve mahallede bir koro kuruldu. 1000 kişilik her nüfusun neredeyse 50 kişilik bir korosu vardı. Bu korolar devlet destekliydi. Bulgaristan’ın geri kalmış güneydeki bir şehri olan Kırcaali’liyim; ailem de iş dolayısıyla Sofya’ya gitti. Babam opera aşığıydı. Evde her an radyodan opera ve senfonik müzik dinlenirdi. Sokaklarda sabah altıdan akşam ona kadar halk öğrensin diye aryalar dinletilirdi. Çocuklar ıslıkla duydukları aryaları söylerdi. Ailem, benim ve kardeşim Seval Irmak’ın müzik öğretmeni olmamızı bekliyordu. 1965’te 17 yaşında konservatuvara girdiğimde hedefim kendi şehrime geri dönüp orada hoca olmaktı. Günde 14 saat çalışırdım. 60’lı yıllarda toplu yaşama çok önem verilirdi, dolayısıyla çok sesli müzik yapmak önemliydi. Konservatuvarda koro şefliği dersi benim çok ilgimi çekti. Geri döndüğümde kurabileceğim koro sayısını düşünürdüm. Hocalarım beni çok yönlendirdiler; benim kesin şef olacağımı düşünüyorlardı. Savaş sonrası olduğundan yeniden yapılanmaya çok önem verilirdi, bu yüzden her konuda çok kişi yetiştirilmeliydi. Demirperde gerisindekiler ekonomi ve teknolojide ilerlemek yerine sporda ve sanatta ilerlemeye teşvik edildi. Ben de bu bölgede yaşadığım için çok minnettarım. Korolarda hem söyledim, hem yönettim. Söylemeden ne koro şefi olunur, ne de koro çalıştırılır. Birçok koroyla uluslararası yarışmalarda hep birincilik kazandım. Bulgaristan’dan Türkiye’ye geldiğinizde karşılaştığınız kolaylıklar ve zorluklar nelerdi? Bulgaristan’la Türkiye Ankara Operası arasında çok sanatçı gidip gelmeye başlamıştı. Hocam, orkestra şefi olarak Ankara’ya gitti. Dönünce Türkiye’de bana çok ihtiyaç olduğunu, oraya gitmeyi düşünüp düşünmediğimi sordu. Sonunda hem misafir sanatçı hem de göçmen olarak geldim. O zamanlar Türk operasının kurucusu, İstanbul operası müdürü ve en büyük desteğim Aydın Gün ve Hikmet Şimşek vardı. Beni ilk olarak İstanbul devlet operasına yolladılar. Ferit Tüzün devlet opera balesi genel müdürüydü. Aldığım ilk görev Beethoven’in Fidelio operasıydı. Opera korosu her şefi beğenmezdi. 29 yaşında ve yapı olarak zayıf olduğum için ilk başta beni kabul etmek istemediler. Bense çok kararlıydım. Koro şefinin kendini kabul ettirmesi ilk iki dakikaya bağlıdır. Yarım Türkçemle müziği ve tınıyı izah ettim, sahne ve Beethoven bunu istemiştir diye açıklıyordum. Ben istedikçe koro anlayıp söyledi ve kendimi kabul ettirmiş oldum. Gözümün içine bakıyorlardı; daha ilk provadan bana çok güvendiler ve teslim oldular. Koro üzerindeki olumlu etkim Aydın Gün tarafından öğrenilince her istediğimi yapabileceğim söylendi. “Günde dokuz saat çalışmak istiyorum, koro yalnız iki saat çalışacak” dedim. Ağır işçi ben olmalıydım. Fidelio’yu Yunus Emre Oratoryosu izledi. Çaykovski, Carmen, Köroğlu… Gittiğim her yerde yöneticilere kararlı olmaları gerektiğini söyledim. Çok sesli müzik kararlılıkla gelişti. Büyük Atatürk’ün yolunda vatanı kurtarmak için Ahmet Adnan Saygun, Aydın Gün ve Hikmet Şimşek gibi 1. nesil sanatçılar medeniyet adına ülkemizi kurtarmak için çok kararlıydılar. Benim çalışmam için inanılmaz rahat bir ortam vardı çünkü emeğimin karşılığını hemen görüyordum. 1977’de çok iyi bir repertuvar yapmıştım. 1979’da Mimar Sinan Üniversitesi’nde koro dersini oturttum. 1982’de TRT Gençlik Korosu’nu, 1991’de TRT Çok Sesli Çocuk Korosu’nu kurdum. 1980’lerin nesli çok yapıcı bir nesildi. Kandan, gürültüden korkmuşlardı. İnanılmaz bir potansiyel, merak vardı. Kimisinin üniversitesi yarıda kalmış 120 kişilik gençlik korosu üretmek için sabırsızlanıyordu, müzik yapmak onlar için büyük bir aydınlıktı. “Gavur müziği dinlemeye kim gelir ki?” diye küçümseyenler oldu. Koronun çok izleyicisi vardır; 120 kişinin ailesi, komşuları, akrabaları derken 10 gece kapalı gişe konser yaptık. Çok sesliliğin kurumlaşması için çok emek verdik. TRT Gençlik Korosu’nda yetişmiş birçok erkek daha sonra askerde korolar kurdular. Türkiye’de kadın şef olmanın zorlukları var mıdır? Kadın orkestra şefi olmak Türkiye’de batıya göre hiç de o kadar zor değil. Benim dönemimde batıda bu işin yalnız erkekler tarafından yapılması gerektiği zihniyeti vardı. Benimse yaratılıştan bedenimin ölçüleri, ellerim şef olmak için çok uygundu. Şeflikte öncelikle akıl, sonra beden ölçüleri çok önemlidir. O yüzden hocalarım beni buna yönlendirdiler. Kadınlar çok titizdir, koro ve ses de titizlik ister. Türkiye’de kadın şef olarak bir zorlukla karşılaşmadım. Kadın bilakis anaç ve kucaklayıcı olduğu için koro tarafından kabul edilir. Tarihte Berlin Filarmoni’nin ünlü şefi Karajan, orkestrasına hiçbir zaman kadın alınmamasına rağmen ilk kez bir klarnetçi kadın aldı ve orkestradan istifa etmek zorunda kaldı. Ondan sonra biraz kabul başladı. Ben hangi koronun başına geçtiysem onunla uzun süre çalıştım. Korolarınızı provada nasıl çalıştırırsınız? Prova süreci bir psikopedagojik süreçtir. O süreci çok iyi ayarlarım. En küçük tınıyı düşünürüm. O sesi tınlatmak için her bir sanatçıyla hangi yoldan iletişim kurmam gerektiğini düşünürüm. En önemli ve en zor şey topluluğu konsantrasyona sokmaktır. Aynı şekilde düşünmeleri gerekir, şefe inanmaları gerekir. Ben güzel sesi olan insana çok saygılıyımdır. Çok kısa yoldan sesini kullanmasını sağlarım. İnsanın gözlerine bakar ve sesini dikkatle dinlerim çünkü akıl akıldan üstündür. Kendim zaten çok konsantre olurum, benimki de onlara etki alanı oluşturur. Her vokal, her sesli harf üzerinde dururum. Entonasyon, ritim her eserde ve tınıda değişir. Partisyonlarda hangi sesin hangi renkte olacağını öğretirim ve bana güvenirler. Yetenekli insan kendine güvenmediği için yapamayınca sinirleniyorum. Şan tekniğinin oturması ne kadar sürer? Çocuğa dokuz yaşından itibaren kafa sesi öğretilmeli. Pavarotti kilise korolarında başlamış ve hep kafa sesiyle söylemiş. Kafa sesinden sonra beden de geliştikçe 24 yaşa kadar ses oturmalı. Eskiden genç opera sanatçısı 28-32 yaş aralığında idi. 1970’ten sonra bu yaş 24’e düştü. Şimdiyse 22. Ama bizim ülkemizde bu bir hayal, çünkü Türkiye’de konservatuvarda şan eğitimi çok geç yaşta başlıyor. Öğrenci bu süreçte kültürünü mü geliştirsin, sesini mi oturtsun, altyapı mı yapsın… Opera eğitimine 18’den önce başlanmamalı. Beden tam gelişmeden ses gelmez. Ama öncesinde çok sağlam müzik ve solfej yapılmalı. Mesela keman çalması ve kemanın sese yansıması hem entonasyonu hem sesi etkiler. Klarnet de sese çok yansır. Ses sağlığını korumak için ne yapılmalı? Mutasyonu rahat atlatmak için foniatri hocaları ve kulak-burun-boğaz doktorları koroda söylemeyi çok tavsiye ederler ama kafa sesiyle ve çok hafif söylemek gerekir. Hafif söylenirse entonasyon sağlanır. Ama bizde çocuklar hep bağırtılır, ses yorulur ve ses tellerinde nodüller oluşur. Bazı korolar kısa zamanda repertuvar hazırlamak için kamp hazırlayıp günde sekiz saat söylüyorlar. Halbuki bu sese zarar verebilir. İngilizler ve İskandinavlar senede on ay çalışıp iki ay dinleniyor ve o sesler işe yarıyor. Çocuk korosuyla haftada üç saat, gençlik korosuyla haftada iki gün en az üçer saat çalıştım. Senfoni korolarımla haftada üç saat yapıyorum. Konser yaklaşınca iki hafta her akşam çalıştırıyorum. Şimdiye kadar kimse bana sesim kısıldı diye gelmemiştir. Farklı seslerin koro bütünlüğündeki rolünü nasıl değerlendirirsiniz? Koroda tek bir ses oluşturmaya harmanlama denir. Koro şefi sesleri çok iyi tanımalı, “chorus organicum” gibi harmanlamalı ve enstrüman gibi ayarlamalıdır. Koro şefi her eserde belli bir sesin nasıl tınladığını bilip ona göre harmanlamalı. Koroda insan sesi çok gelişir. O bütünlükte korist kendi kişiliğini bulmaya çalışır. Söylediği müzik dört piyano da olsa kendini de diğerlerini de işitir. Her insan koro için kişiliğiyle, sesiyle, fikirleriyle ayrı bir nüanstır. Koro piyanoyla kıyaslanınca kendine has bir akoru vardır, piyanonunkiyle aynı tınlamaz. İnsan sesinin yarattığı tını ve değişikliği orkestra yaratamadığı için orkestra şefliğini hiç istemedim. İnsan bir parçayı hiçbir zaman ikinci kez aynı söyleyemez. Ruh hali her seferinde esere başka tını verir. Yarışmalarda Türk korolarına tepkiler nasıl oluyor? Türkiye’ye karşı çok fazla önyargı olduğundan dışarıda temsili çok zor. Almanya’da Alman polislerinin üzerimize köpekleriyle geldiği oldu. Bir keresinde yayın sırasında mikrofon vermediler. Fakat yeryüzünde nerede olursanız olun işinizi iyi biliyorsanız ve uzmansanız sizi kabulleniyorlar ve kazanıyorsunuz. 70 koro içinden seçilmiş altı korodan biri olarak gittiğimiz Almanya’da repertuvarımıza hayran kalmışlardı. Resim sanatı mekanla ilgiliyken müzik de zamanla ilgilidir. Sürekli öne gider ve hata yapma lüksünüz yoktur. Eski yarışmalar gerçek sanatın icra edildiği yerdi. Şimdiki bazı yarışmalara parası olan gidiyor. Sanat değeri ne kadar bilmiyorum ama her giden yarışma kazanıyor. Türkiye’de duymak isteyeceğiniz besteciler kimler? Tüm dönemleri, operaları ve bestecileri çok seviyorum. Hepimizin hocası bestecilerin kendileridir. Her eser koroya ve şefe bir şey katar. Benim idealim hep Ahmet Adnan Saygun olmuştur. Bir tek yeterince erkek sesi bulamadığımdan erkek koroları için deyişlerini yapamadım ama Borusan Filarmoni Korosu’yla yapmak isterim. Yeni bestecilerden Hasan Uçarsu ve Özkan Manav’ın eserlerini beğeniyorum. Türkiye’de koronun geleceğini nasıl görüyorsunuz? En kolay devrim siyaset ve ekonomide olur ama en zor devrim zihniyette olur, o da çok çalışmayla gerçekleşir. Operaları kapatmak istiyorlar ama şimdi tüm Türkiye’de çok dinleyicisi var. Geçen akşam Lütfi Kırdar’da yaptığımız Tosca operasına inanılmaz bir ilgi vardı. Emeklerimiz kolay kolay yok olmaz. Zamanında otoriteler Türk çocuklarının çok sesli yapamayacağını söylüyorlardı. Hala daha iki sesliyi zor söylüyorlar. Macar çocuk yapıyor da aynı anatomiye sahip Türk çocuk niye yapamasın dedim. Geleneksel müzik devam edecektir. Ama yeni müzikler de söylenebilir. Türk insanı altında Mercedes varsa müziği de çok sesli olabilir. Sadece çalışmak ve bilgili olmak gerekir. İnsan olan her yerde oluşabilen koro müziği en demokratik ve en ucuza mal olan müzik türüdür. Koro şefinin görevi derebeyliği değil; hizmetçiliktir. Koro şefi sınavları/bölümü açılması konusunda çok ısrar ettim. Türkiye’de hala koro şefi ve rejisör eksikliği var. Resmi makamlardan her tür koro için hiç olmazsa bir eser yazılmasını talep ettim. Bu sayı neredeyse 24 eser ve besteci demektir. Bu şekilde bir sektör yaratılmış olur. Röportaj: Canan Özgür-Cesur Özdemir



10 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör